Vural Çavuşoğlu Yazar

    Dünya sinemasında önemli pek çok filmin edebiyattan (Romandan, öyküden, şiirden) uyarlandığını gözlemlemekteyiz. Her ikisi de ayrı dildir. Biri malzeme olarak sözcükleri kullanır, diğeri görüntüleri. Bu oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ancak, elinizdeki bu roman, önce bir film senaryosu olarak yazıldı, ardından romana uyarlandı. Bunun dünyada çok az örneği bulunmaktadır.

      Fransız’ların keşfettiği, Ruslar’ın sanat kattığı, ABD nin ticaret aracı ve sanayi durumuna getirdiği sinema, günümüzde teknolojinin de kendine verdiği olanaklarla gelişimini çok hızlı biçimde sürdürmektedir. Büyük bir sanayi durumuna gelen sinema, görsel ve işitsel unsurları en iyi biçimde kullanarak izleyiciyi etkilemek zorundadır. Bu da maliyetlerde önemli artışa neden olmaktadır. Bu nedenle hangi türden olursa olsun sinema yaşamak ve varlığını sürdürebilmesi için mutlaka uluslararası pazarlarda ve dağıtımlarda yerini almalıdır. Çünkü büyük maliyetli bir film gerçekleştirdiğiniz zaman yenisini ve yenilerini yapabilmek için geniş izleyici kitlelerine gereksinim vardır.

      Dünyada sinema olanca hızıyla gelişirken ve değişirken Türk sineması içine düştüğü çıkmazdan çıkış yolu aramaktadır. Türkiye’nin değişen toplumsal, ekonomik ve kültürel yapısı, düşüncelerin özgürce iletilememesi gibi pek çok neden Türk sinemasının gelişimini engellemektedir. Hiç bir zaman bir ekol yaratamamanın verdiği sıkıntılara, yapımcı niteliğinin de dar kapsamda kalması eklenince doğal olarak sinemamız ulusal dağıtım içinde kalmıştır. Bunun sonucunda da bir kaç örnek dışında filmler gereken kazançları sağlayamamaktadırlar.

      Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü tarafından her yıl sinemaya verilen destekler de olumlu bir gelişme yaratamamıştır. Uygulanan yanlış politikalar sonucu, kazanç elde etmese de salt film yapmış olmak için bir sektör oluşmuştur. Alınan desteklerle uluslararası anlatımlardan uzak, düzeysiz, gösterime bile giremeyen pek çok film çekilmeye başlanmıştır. Bu Türk sineması için özel olarak irdelenmesi gereken başlı başına bir yaradır.

       Okuyacağınız romandaki tema ortaya çıkınca, Türk Sineması için bir ekol olabilecek, uluslararası alanda ilgi çekecek, görsel ögelerin etkinlikle kullanılacağı, belki de sinemamızda bir dönüm noktası oluşturabilecek bir film gerçekleştirme düşüncesi oluşarak senaryosu yazıldı. Aksiyon ve drama türündeki bu filmde, özel görsel efektlerin yanı sıra değişik bir anlatım dili de kullanılması hedeflendi. Bu da önemli bir maliyet gerektirmesi sonucu yerli ve yabancı yapım ortakları gerekliydi ve filmin mutlaka uluslararası alanda dağıtımı koşuldu. Bazı yabancı dağıtımcılar senaryo üzerinden değerlendirerek filmin gerçekleştirilmesi durumunda katılacaklarını ilettiler. Çünkü bir film için de en önemli konu buydu. Ancak asıl sorun, işlenen konunun politik olması ve bazılarını rahatsız etmesi gerçeğiydi. Bu nedenle bazı yapımcılar daha baştan uzak kalmayı yeğlediler. Projeyi beğenen yapımcılar da maliyeti karşılamadaki güçlüklerinden ve uluslararası dağıtımda yer alamadıklarından katılamadılar.  Sonuç olarak; projenin maliyetinin bir kısmı sağlansa da tamamı zaman alacağından bu aşamada yapıtın romanını yazmayı düşündüm.

      Kitabın oluştuğu bölümlerin ana hatları: Birinci bölümde; 1999 Gölcük depreminin tüm yıkıcı etkileri ortamında gemisini ve bölgedeki zarar görmüş insanları, olağanüstü bir vatanseverlik ve çabalar ile kurtarmaya ve korumaya çalışan gemi ikinci komutanı ve subayların yaptıkları anlatılmaktadır.

      İkinci bölümde; deprem olduktan sonra aradan geçen zamana karşın bir enkazdan sağ çıkarılan 3 aylık bir bebek, hiç bir yakını bulunamaması üzerine gemide bakılarak bir subay tarafından sahiplenilmiştir.

      Üçüncü bölümde; bir dönem kamuoyunda önemli etkileri ile yer alan, çoğu Deniz Kuvvetleri mensubu pek çok askerin tasfiye edilmesi sonucunu doğuran Balyoz Davası ve bu davaya mahkeme başkanı olarak atanan bir Hakim.

      Bu üç öyküdeki kahramanların yaşamları birbirlerini etkileyici ve dramatik biçimde kesişmektedir.

      Her ne kadar gerçek yaşamlar yer alsa da okuyacağınız roman bir belgesel değildir. Bu çalışma gerçek yaşamların yeniden kurgulanmasıyla hazırlanmış olup bir sinema filmi senaryosundan romana uyarlanan hızlı kurgulu ender bir projedir.

      Bu projede; değerli düşünceleri ile ilk ivmeyi veren Emekli Amiral Cem Gürdeniz’e, yaşadıklarını “Bir İhanetin Öyküsü” kitabında anlatan Emekli Amiral Semih Çetin’e, özverili biçimde danışmanlık yapan ve gerçeklerin yer almasını sağlayan Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı, Emekli Oramiral, Merhum Özden Örnek ve Emekli Tuğamiral Osman Kayalar’a katkıları için saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.